Ana Sayfa | Kitaplar | Şiirler | Hakkımdaki Yazılar | Yeni Yazılarım | Fotoğraflar | Röportajlar| Özgeçmişim | Okuduklarım

22.11.2017

 

 

 

Yeni ve Arşiv Yazıları için...››

 

 

Yeni yayınlanan ve yayınlanacak olan kitaplarım
 

Fotoğraf

Balkan Türklüğünün Asırlık Kültür Çınarı
İLHAMİ EMİN
İhsan KURT
www.ihsankurt.net
1.
İnsanın hayatında, kişiliğinin oluşmasında çocukluk dönemi önemli yer alır. Bu bakımdan İlhami Emin’in önce çocukluğundan başlayarak, daha sonra asırlık ömrünü bir bütün olarak anlatmaya çalışmak gerekir.
Hayatında dört tarihi dönem, dört idari sistem yer almış, mücadelesini Türk Tarihi, kültürü uğrunda yürütmüş ve yürütmekte olan İlhami Emin, bu yazı kaleme alındığında 87. Yaşını yaşamaktadır (8 Ağustos 2017).
Balkan Türklüğünün asırlık kültür çınarı İlhami Emin’den bahsetmenin zorluğunu bilmeme rağmen, dilimin döndüğünce bu değerli insanı anlatmaya ve tanıtmaya çalışacağım.
İlhami Emin, kaybedilmiş Balkanların içine 8 Ağustos 1931 yılında Radoviş kasabasında doğan bir çocuktur. Babası Karakeçili Yörüklerinden Rifat Sipahi, annesi Kıloğuzlu Yörüklerinden Şefiye Hanım’dır. Günümüz balkanlarındaki Türk kültür hayatının en yaşlı üstadı olarak bilinir ve kendisine ‘Gül Şairi’ de denir. Bunun nedeni, şiir dünyasındaki gül imgesini başköşeye oturtmasıdır.         
Çocukluğu, hayatının dört döneminden ilki olan Yugoslavya Krallık idaresinde doğduğu kasaba olan Radoviş’te geçmiştir. Hayatında iz bırakacak olan ilk oyunlarını burada oynamış, ilk arkadaşlarını burada edinmiştir. Onun Radoviş’te geçen çocukluğu, aynı zamanda yazarlık hayatını da etkilemiştir. Bunu yazmış olduğu Yürüyen Duvar’dan ve daha sonra verdiği eserlerinden anlamak mümkündür.
Kendi ifadesiyle çocukluğunda çok hareketli bir dönem yaşamıştır. Ona göre bu hareketliliğinde fakirliklerinin de bir yeri vardır. Bütün yaşadıklarından ders çıkarmasını bilen küçük İlhami Emin, kendisinden beklenen yaştan önce olgunlaşma yoluna girmiş. Bu yaşlarda neredeyse hayat felsefesini oluşturmuş, ilerleyebileceği hayat yolunu çizmiştir.
Bulgar istilasının olduğu İkinci Dünya Savaşı sırasında henüz ilkokul çağındadır. Artık o Çarlık Bulgaristan idaresi içerisinde yaşayan bir çocuktur. Lakin şartların getirdikleri ve hayatın yükü küçük İlhami’nin omuzlarına yüklenmiştir. Okula devam ederken aynı zamanda bir zanaat öğrenme peşindedir. Bunun için bir marangozda çalışır. Boşluk bulabildiği zamanlarda Bulgarca yayınlanmakta olan gazeteler satar. Hayatın getirdiklerinin sırtına yüklemiş olduğu sorumluluklara rağmen bunlardan zerre kadar yılmaz. Yorgunluk nedir tanımadığı gibi gece gündüz okuma ateşi ile de tutuşur. Okulda verilen dersleri vardır. Bunlara çalışma mecburiyetindedir. Ancak fakirlikleri gece gaz lambasının daha fazla yakılmasını kısıtlamaktadır. Onu geç vakitte gördüklerinde anne ve babası gaz harcanır diye kızdıklarından o da kendince bir çare bulur. Gaz lambasını alıp gizlice tavan arasına çıkar, burada kitap okur.
İlhami Emin’in çocukluğu çok yönlü sıkıntılar, sorunlar içerisinde geçmesine rağmen bu durumdan fazla şikâyetçi değildir. Çünkü okumak ve öğrenmek, neredeyse tek amacı, biricik hedefi haline gelmiştir.
Okulda Bulgarca dilinde en başarılı öğrenciliği kimseye kaptırmaz. İlkokulun ilk iki yılını Eminiç soyadı ile Sırpça okur. Almanla birlikte Bulgar işgalini izleyen yıllarda Eminof olarak Bulgarca okur. O günün şartlarından dolayı öğrenimini Bulgarca, Sırpça ve Makedonca dilinde okuyarak sürdürür. Ayrıca yabancı dil olarak da Rusçayı öğrenir. Kendisinin zaman zaman hayıflandığı gibi hayatının hiçbir döneminde Türkçe eğitim fırsatı verilmez. Ancak bu durum, hedefini belirlemiş olan İlhami Emin için tam olarak bir engel oluşturmaz. Çünkü Türkçe okumaya ve yazmaya çok meraklıdır. Çabalar, çırpınır, bulabildiği, ulaşabildiği kitaplardan Türkçe okuma yazmayı da başarır. İleriki hayatında Balkan Türklüğünün Türkçe yazan en başarılı şair ve yazarları arasına girmesi, bir bakıma bu yılmaz, yıkılmaz irade ve azmine borçludur.
Çocukluk, çocukluk dönemi yaşantıları kişiliğinin oluşmasında ve gelişmesinde önemli yer tutar. Bu dönem, ileriki yaşlarda bireyin hayatında iyi veya kötü anılarıyla zaman zaman yaşanır. Hatta bazılarına özlem bile duyulabilir. Yetişkinlik, yaşlılık dönemlerinde geçmişin bıraktığı izler kolayca silinmez. Çevresiyle, yakın akraba ve komşulardan bazı simaların öne çıkmasıyla, gezip gördükleri, oynadığı oyunlar, doğasıyla hatıralara kayıt edilen yaşanmışlıklar bazen hatırlanır. O hatırlamalarda yine ya mutluluk, ya burukluk yahut hüzünler hâkim olur. İşte İlhami Emin bütün bunları, çocukluğunu, çocukluğunda yaşadıklarını bir türlü unutamaz. Hareketli, afacan günlerini hatırladığında O, kendisi için “yaramaz bir çocukmuşum ”der. Gerek düz yazılarında, hatıralarında, gerekse şiirlerinde çocukluk anılarını, özlemlerini hep dile getirdiği görülür.
Çocukluk deyince İlhami Emin, Radoviş’teki yemyeşil bahçelerini de hatırlar. Öyle ki gülleriyle, dut ağacıyla, tavuk kümesiyle, oynamakta olan kedileriyle bahçeleri canlanır gözlerinde. Burada koşuşturduğu, oynarken havalara uçtuğu, mutlulukla dolduğu, serpilip geliştiği çocukluğunu baştan, yeniden yaşar gibi olur. Hatta babasının elinden tutarak sabah erken saatlerinde bayram namazına gidişi, eve dönüş, bayramlaşma, sofraya oturma, sonra da “yufkaları oklava ile açılmış taze cevizli baklava”, tuzlu sütlaç yediklerini canlı bir anı olarak unutmaz. Öyle ki ileriki yaşlardaki tuzlu sütlaç damak tadının da çocukluğundan kaldığını bilir, öyle söyler.
İlhami Emin, göç zamanlarının da çocuğudur. Çünkü Balkan Bozgununun yıllar sürecek olan hezimetlerinden arta kalan göçlere de şahit olmuştur. Köyünden göç edenlere geriden bakakaldığı günler olmuştur. Gidenlerin, kalanların hüzünlerine şahit olmaktan hiçbir zaman memnun olmamıştır. İleriki yaşlarında da hep bu manzaralar bir türlü anılarından silinmeyecektir. Rüyaları bile daha çok çocukluğunu yaşadığı dönemlerle doludur. Kunduracılık yapan babasını, parçalanmaya başlamış bir Yörük çarığını tamir ederken görür. Doğduğu ve çocukluğunun geçtiği yer olan Radoviş’in dereleri, ovaları, dağları zaten aklından hiç çıkmaz. Kırlangıçlar, göç eden kuşlar hafızasından hiç silinmez. Kendisine ta çocukluğunda söylenen, “göç eden her kuş er geç yuvasına döner” sözünü hiç unutmaz. O, yaşı ilerledikçe çocukluğuna daha çok sarılan biridir. Özellikle Radoviş’e gittiğinde çocukluğunun geçtiği sokaklarda dolaşır. Buralarda gezmekten büyük bir haz alır. Ancak sokaklarda karşılaştığı insanların kendisini çok az tanımalarına fazla aldırmaz gibidir. Çünkü O karşılaştığı insanların birçoğunu daha çok tanır. Hayatın hep böyle devam edeceğinin farkındadır. Öyle ki günün birinde, bu küçük kasabada bir gün gelecek kendisinin de dolaşamayacağının hüznünü yaşar.

İlhami Emin, çocukluk ve ilk gençliğe adım attığı dönemleri hiçbir zaman hatıralarından silemez. Bu durumları birçok şiirinde konu edinir. Onun çocuklara hitap eden şiirlerinin çoğu kendi çocukluğu ile doludur. ‘Yürüyen Duvar’ romanında da çocukluğuna bolca yer ayırmıştır. Yazdığı eserlerinde, şiirlerinde bu dönemler canlandırılmış betimlemelerle yer alır. “Gülahlat” şiirinde anlattıkları da bir örnek olarak verilebilir. O, bu şiirinde bebekliğinin yanında, artık ebedi âleme göçmüş bulunan babasının ve anasının kendisini etkileyen gözlemlerini, şair duyarlılığını da katarak canlı bir tablo olarak çizer. Onun için henüz güneş doğmadan, taşlık tütün tarlalarında su dolu tenekeyi sırtında taşırken, anasının uyumakta olan oğluna, yani kendisine kıyamadığının nasıl bir hassasiyet olduğunu şair yüreğinde hisseder. Babasının gülahlat ağacı ile konuştuğunu, onun kelebek misali ipince gülümseyişini hiç unutmadığını da dile getirir. Çocukluğunu, çocukluk özlemleriyle de hatırlayarak şiirlerinde yaşatan bir şairdir İlhami Emin.
“Yakınlaşan Uzaklıklar” şiirinde, Radoviş’te, sokaklarında “güzellikte eşi olmayan çocukluğunun” belki sadece ruhunun dolaşacağını dile getirir. Radoviş’i hep çocukluğu ile anarken, bir gün gelecek olan kaçınılmaz sonu da yine çocukluğu ile hatırlatır. 31 Ağustos 2014 tarihinde Makedonya’da bulunan İştip yakınlarında, Leskofça köyünde şaire “Söz Şövalyesi” ödülü verilmek üzere düzenlenen şölende İlhami Emin adı geçen şiirini okur ve der ki; “Çünkü bendeniz Gül Osman özgür dağlarımı ve terk ettiğim Yörük mahlasımı özleyiverdim.”
İlhami Emin, ‘Radoviş’li Hacı Nine’ başlıklı şiirinde çocukluğunda yaşadığı, koşup oynadığı yerleri hatırlar. Çocukluk özlemleri 87. yaşına girmesine rağmen sönmez.
Uzaktakilere selam gönderme, selam yollama geleneği Anadolu’da yaşamakta olduğu gibi Balkanlarda, Balkan Türkleri arasında da yaşar. Eskiden selam kuşlarla, turnalarla gönderilirdi. Türk’ün türkülerine, yaşama biçimine, hayatının zenginliğine giren kuşlarla selam yollama geleneği Balkanlı Yörük İlhami Emin’de de yaşar, yaşatılır. O türkülerinde, göç eden kuşlarla İstanbul Topkapı mezarlığında bulunan babasına selam söylemeyi unutmaz. Çocukluğunda Kıloğuzlu Köyünde dinlediği Osmancık Türküsünü melodisi ile birlikte 80.yaşına kadar hafızasında taşımış. Çocukluğunda duyduğu bu türkünün bazı sözlerini unutmuş olduğu için üzülen biridir. O, türkülerden uzak biri değil, türkülere sevdalı olduğu için hayatında bu türkünün tamamını hatırlamayı çok arzulamıştır. Hatta öyle ki bu türkü rüyalarına girer olmuş, türkünün hatırlamadığı diğer sözlerini rüyasında tamamlamıştır. Her Türk gibi böyle bir Türkü aşığıdır.
İlhami Emin’in hep özlem duyduğu bir çocukluk geçirmesinde babası Rifat Sipahi’nin önemli bir yeri olmuştur. Onun kişiliğinin gelişip olgunlaşmasında, sağlam bir hayat felsefesinin oluşmasında babası işaret edilir. O, babasından miras olarak pek mal mülk almamıştır. Çocukluğundan ölümüne kadar babasının örnek olan hayatının yanında kendisine söyledikleri, düşünceleri çok değerli bir miras olarak kalmıştır. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, mertliği, azimli olmayı, vatanseverliği, insan severliği, Türk kültürünün şuuru ile yetişmeyi, insanlara sevgi ve hoşgörü ile yaklaşmayı hep babasından miras olarak almıştır. Bu miras da doğrudan onun eserlerine yansımıştır. Gerek şiirlerinde, gerekse yazı ve anılarında yeri geldikçe rahmetli babasından, babasının sözlerinden aktarmalar yapması, hayatında babasının ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Mesela İlhami Emin’in babası Rifat Beye göre; bilgi, dürüstlük, girişimcilik ile tecrübe sahibi olanlar ancak tam bir kişiliğe ulaşır. Çünkü tecrübe ve birikim hayatın önemli nimetlerindendir. Fakat tecrübelerinden yararlanmadan ötelere göçenler ne kadarda önemli değerlerini toprağa gömmüş olurlar.
İlhami Emin, babasını çok sevdiği gibi onun sözlerini de çok önemsemiş ve bunların çoğunu hayatının ilkeleri arasına katmıştır. O, babasından miras kalan beş hayat ilkesinin; sevmek, kin beslememek, affetmek, iyiliği unutmamak ve gerektiğinde özür dilemek, olduğunu ifade etmekle kalmaz, bunlara hayatı boyunca dikkat etmeye çalışır.
 Babasının, “siyaseti izle, siyasete girme” öğüdüne, çevresinin de baskısıyla galiba bir defa uymamıştır. Bir dönemde Makedonya Millet Meclisinin Kültür-Eğitim şurasına Radoviş’ten tek milletvekili olarak seçilmiş. Ancak Radoviş Makedonlarının seçimi Partinin dayatması olarak algılamalarına hak vermiş. Bu onaylayıştan, kendisinin bu durumdan rahatsız olduğu da anlaşılmaktadır.
İlhami Emin, yaşlandığı bu dönemde babasının birçok sözünü hatırlar. İnsanın yaşına ve içinde bulunduğu duruma göre davranması gerektiği ile ilgili sözünü de unutmaz. Babasının, “oğul yetmiş yaşını aşınca, davet edilmeden düğüne sadece davulcu ile zurnacılar gider, unutma” sözü de aklına yerleşmiş, bundan da çok etkilenmiştir.

İlhami Emin, İktisat Meslek lisesinden sonra Üsküp Pedagoji Akademisini bitirmiş. Bir ara Üsküp “Tefeyyüz” Türk ilkokulunda öğretmenlik yapmış. Yıllarca gazetecilik ve editörlük yaptıktan sonra beş yıl boyunca Makedonya Halklar Tiyatrosu idareciliği yapmıştır. Tito ve Kiro Gligorov’un resmi tercümanlığı, Makedonya Kültür Bakanlığı müsteşarlığı yapmış.
Uzun ömrünün verimli, başarılı geçmesinde, Türk tarih ve kültürünün neferi olmasının yanında Balkan Türklüğünün Asırlık Çınarı olarak ilkeli ve ülkülü kişilik sahibi olmasında rahmetli babası Rifat Sipahi’nin tesiri çok fazladır. “Mutlu Türkiye- Mutlu Türk Dünyası” bilinciyle, tek komutan Mustafa Kemal Atatürk, tek ulus, tek zafer, tek bayrak şuuruyla bugün hala gururlanıyorsa bu gururda en büyük pay babasınındır.
O, sanatında, eserlerinde olduğu gibi kişiliğinde de felsefesi olan biridir. Ne sanatında ne hayatında boşa geçen bir uğraş içerisinde olmamıştır. Nitekim O, hayatı derin bir arka benzetirken asıl hünerin arkı atlarken, yani yaşarken çukurlara düşmemeyi başarmak olduğuna inanmıştır. Kendisini sadece “Kul İlhami” olarak tanımlar. Bunun dışında tevazua sığınmış bir üslupla kendisini yazarlıktan çok, iyi bir okuyucu olarak ifade eder. Hayatının amacını da “ tek dörtlüğe sığdırıyorum” diyerek şu şekilde açıklar: “Az bir şey vermek / Ancak bunu dürüstçe vermek / Hayatımın yegâne / Amacı olsa gerek.” 
İlhami Emin, düşünce cömertliğine sahip bir kişilik. Çünkü o farklı düşüncelere açık biri. Hatta farklı düşünmek isteyenlerin egosundan ve duygusallıktan uzak olması gerektiğine de inanan biridir. Bunun sebebi ise farklı düşünmeyi özgürlük ile eşanlamlı bulmasından kaynaklanır. Çünkü onun için önemli olan, öncelikli olarak insanlık değerleridir, bu değerlerin yaşatılmasıdır. O hayatında yapmış olduğu önemli hizmetlerin her birinde başarıda parmakla gösterilen nadir insanlardan biri olmuş. Özellikle çalışkanlığı ve üretkenliğiyle örnek kişiliğe sahip bir insan olduğunu hakkında yazanlar ifade etmiştir. Başkaca onun insanlara yardım etmeyi seven, insanları sadece insan oldukları için sevmeyi hayatında temel bir prensip haline getirmiş olan biri olduğu görüşünde de ittifak halindedirler.
2.
Uzun ömrünü böyle dolu dolu geçiren, böylesine verimli olmayı başarabilen insana çok az rastlanır. O yaşamış olduğu topraklarda sadece fırsat bulduğunda değil, aynı zamanda fırsatlar da yaratarak Türklüğe, Türk diline ve edebiyatına, Türk kültürüne hizmet etmeyi hayatının bir amacı haline getirmiştir. Türkiye’de hak etmiş olduğu oranda ve yeterince tanınmamış ve tanıtılmamış olan İlhami Emin, Ulu bir Kültür Çınarıdır.  Bizzat içerisinde yaşamış olduğu dönemleri de dikkate alarak, tarihten beridir Türk varlığının Balkanlardaki sorunlarını, gelişmesini, yarınlara kök salmasını hep kendisine bir görev edinmiş, bu uğurda, hamasi olarak değil, ayakları yere basmış biri olarak mücadelesini vermiştir.
İlhami Emin, “Türk” denince, kültürüyle kaynaşmış, heyecanı ve bakış açısıyla, değerlendirmesiyle zengin ufukları aralayan bir şahsiyet çıkar karşımıza. Çok uluslu, çok kültürlü, çok dilli, hatta çok farklı yönetim sistemleri içinden geçmiş olan Balkan Türklüğü meselesine, tarihin dayanaklarıyla sağlam çarelerin ve sağlam çözüm yollarının peşinde olmuştur. Düşünür İlhami Emin, Şair İlhami Emin olarak Avrupa’nın, “Birinci Balkan Savaşı’yla Balkanlarda son Türk de yok oldu,” gibi boş düşünceleri eleştirir. Bunlara şiiri ile de cevap vermek için duygularını “Kayalaşma” adını verdiği şiirinde şöyle dile getirir:
makedonya’da / bir avuç / kaldıksa da / gelin yörükleşip kayalaşalım
Eserlerinde, yazılarında, konuşmalarında kendisine sorun edindiği konu Türklüğün Balkanlardaki geleceğidir. Bunun için Türklüğün Balkanlardaki tarihini, tarihçi olmadığı halde bir tarihçi titizliği ile araştırır. İlhami Emin bunu yaparken hissilikten, hamasilikten çok uzakta, bir tarih uzmanı gözü ile tarihi kaynaklara ulaşarak gerçekleri ortaya koymak için çırpınan biridir. Tek tek Balkan coğrafyasındaki Türk boylarını; Avarlar, Peçenekler, Kumanlar, Kalaçlar, Kaçarlar ve diğerlerinin nerelerde, nasıl yaşadıklarını, çoğunun neden asimile olarak kaybolup gittiklerini bir tarihçi hassasiyeti ile işaret eder. Türk boylarının kayboluşlarına karşı duyduğu hüznü yer yer cümlelerine yansıyan biridir.
Tarihin, bir milletin hafızası olduğuna inanan İlhami Emin, daima geçmişin yaşatılmasından yanadır. O, bir kültür çınarı olarak bu yaşatılma yolunun da “yazılı iz bırakmaktan” geçtiğine inanır. Bunu yapmayanların diğer kavimler arasında eriyeceğinden bahseder. Nitekim Kalaçların, Kaçarların, Kumanların, Peçeneklerin, Vardar Türklerinin, Bulgar Türklerinin ve daha yüzlerce Türk kavminin sadece tek-tük dağ, ırmak veya yerleşim yerlerinde adlarını bırakarak tarih sahnesinden silindiklerini acı bir şekilde hatırlatır. Bunun için daima ve fırsat buldukça şu cümlelerine sığdırdığı yakarışını hep tekrar eder: “Allah’ım bizi susuz, ekmeksiz bırak, Yahya Kemal Beyatlı’nın Üsküp’ünü Türksüz bırakma”.
Tarihte, bu günde ve gelecekte hep Türk’ü düşünen biridir İlhami Emin. Tarihçi olmadığı halde, Türk tarihiyle yakından ilgilenir. Kendisinin de doğmuş olduğu Radoviş’in Ağlardağ Yörüklerinin Saruhan Türklerinden, Konçe’li Yörüklerinin ise Karamanoğulları Türklerinden olduklarını öğrenir. Köprülü’nün “Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşu” ile Uzunçarşılı’nın “Osmanlı tarihi” eserlerini ve daha başka temel kaynakları okur ve inceler. Üzerine basa basa Tarihçi olmadığını ancak kendisini tarih tutkunu ya da tarih sevdalısı saydığını özellikle belirtir. O, sadece Makedonya Türklüğünün değil bütün Balkan Türklüğünün var olması mücadelesinin peşindedir. Hatta “Türkiye’nin huzurunu, dünyanın en uzak köşe-bucağında bulunan her Türkün huzuru “ olarak görür. Yüreği bütün Türk coğrafyasını dolaşmakla kalmaz, özellikle Türk tarihine, tarihteki Türk varlığına işaret etmekten de geri durmaz. Öyle ki belki Anadolu’muzda bile pek bilinmeyen, Balkanlara neden “Balkan” adının verildiğini sanki bir destanın birkaç cümleye sığdırılmış özeti ile anlatır: “Bay veya Bayan Kağan, Sırbistan’ın Voyvodina Özerk Bölgesinde tam orada ki Sava ile Tuna nehirleri birleşmekte, yer alan ve Srem (Sirmium?) topraklarında güçlü Avar devletini kurar. Rivayete göre Avar Kağanı ölünce, yerine yaşı küçük oğlu geçer. Nedense, küçük kağan, avlamak üzere çıktığı dağdan dönmeyince, aklından olan anası dağları gezerek Balam Kağan, Balam Kağan, diye çığlık atar. Böylece Balkan ismi doğar.”
Bir Kültür Çınarından da ancak bu beklenir elbette. Fakat o yine de Makedonya’da Türklerin geleceğinin zor olacağı kaygılarını taşır. Sırbistan’da Türklerin yok olduğu gibi bir gün Makedonya’da da yok olmasından korktuğunu açıkça ifade eden birisidir. Nitekim kendisine sorulan, Türklerin siyasi sahnedeki gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz, sorusuna vermiş olduğu cevaplarda bu kaygısını dile getirmiş olduğunu görüyoruz.
İlhami Emin, Makedonya’da Türklerin siyasi planda, bu topraklarda var oluşunun en karanlık dönemini yaşadığını düşünmektedir. Bu düşüncesine de eski tek particilik dönemi ile şimdikini karşılaştırarak varır. Eskiden öğrenimli kadronun az olmasına rağmen Türklerin daha fazla haklara sahip olduğunu, şimdilerde ise kendi içinde bir bölünmüşlüğü yaşamanın zararlarını gördüklerini ifade eder. Türklerin siyasi alanda hiç güçlerinin olmadığını, bu durumun kültürel alana da yansıdığından kaygı duyar. Kitap okumayan bir nesil yetişmesinden dolayı Türk toplumunun geleceğinin pek parlak görünmediğinden dolayı da üzüntü duyar. Bunun için Balkan Türklüğünün yegâne varoluş yolu olarak “Ortak Türk Platformu” önerisinde bulunur. Bu önerisinin zaman geçirilmeden hayat geçirilmesini ister. Bu düşüncesini çeşitli vesilelerle değişik yayın organlarında bıkmadan yazar ve tekrarlar. Hatta şahsına ait olan “Yeni Akıncı” internet sitesinde de bu düşüncelerini yazmaya devam etmektedir. Birlik önerileri arasında, Balkan Türk Araştırmaları Enstitüsünün Türkiye tarafından dikkate alınması gerektiğini hatırlatır.

İlhami Emin, Türkçe dendiğinde bir vefayı hiç unutmaz. Çünkü o yazmaya başladığı ilk yıllarda, diğer dillerde yazmasına rağmen bir türlü ana dili Türkçe ile yazmaya cesaret edemez. Eğitiminde ve içinde yaşadığı karmaşalar, farklı diller içerisinde gidip gelmeler de cesaretini kıran sebepler arasındadır. Ancak Balkanların yetiştirmiş olduğu bir başka şair Necati Zekeriya, ona “Neden Türkçe yazmıyorsun?” sorusunu sorduğunda düşünür. Bunun üzerine Türkçe yazmaya başlar ve Türkçe olarak “Aramak” adındaki şiir kitabını yayınlar. İlhami Emin, “bu yüzden Necati’ye borcum sonsuzdur” der. Bundan sonra bütün eserlerini Türkçe yazmakla kalmaz, bir Türkçe sevdası da yüreğine oturur. Şiirlerini ve diğer eserlerini Türkçe kaleme almaktan büyük haz alır.
Şimdiye kadar İlhami Emin hakkında yazılanların yanında onun anılarında ve çeşitli söyleşilerinde dile getirdiği gibi görülen ve anlaşılan Türk ve Türkçe sevdasına sıklıkla yer verilmiştir. Tito’ya tercümanlık yapmış. Türk, Türkçe ve Türkiye onun için oldukça önemli bir yere sahip hayatında. Bunun için Balkanlı bir Türk olarak dışarıdan Türkiye’nin kültürel sorunu ile de ilgilenmekten geri durmamıştır. “Türkiye’nin iki büyük problemi olduğunu düşünüyorum. İlki kitapsızlıktır. Ne yazık ki okuma kültüründen yoksun bir memleket. İkincisi de korkudur. Herkeste her şeyden bir korkma hali var,” der.
Bulgarca, Sırpça, Makedonca, Rusça gibi birçok dilde konuşan, yazan İlhami Emin Türkçeyi kendi çabası ve gayretleriyle, daha çok da televizyon programlarını takip ederek öğrenmiştir. Onun bu çabalarından, Türkçe aşkından haberdar olmayanlar, Üsküp’te yayınlamak istediği halde Türkiye’de Türkçe olarak yayınlanan “Gülkılıç” adındaki şiir kitabı ile ilgili şüpheye bile düşmüşlerdir. Bu kitabı onun yazmadığını ima edenler çıkmıştır.
İlhami Emin’in Türkçe ile ilgili hassasiyeti sadece yaşadığı topraklar, Balkanlarla sınırlı olmamıştır. O, Türk dünyasının çeşitli toplantı ve konferanslarda ortak bir Türkçe ile konuşulmadığının üzüntüsü içerisindedir. Bu toplantıların bazılarında Türkistan Türklüğünün aralarında Rusça anlaşmalarına şahit olması da ona ayrı bir kaygı yaşatmıştır. O, Türk dünyasının ortak bir Türkçeye kavuşmasını istemiş ve çeşitli vesilelerle bu konuya işaret etmiştir.
İlhami Emin, Balkanlarda Türk adını taşıyan yerlerin adlarını değiştirilmesine de karşı çıkmış, örgütlü bir şekilde karşı çıkılmasını da desteklemiştir. Bu düşünce içerisinde başta Türkçe “ Balkanlar” dururken, Türkiye’deki bazı tarihçilerin “Rumeli” demesine karşı çıkar. Rumeli yerine “Türkeli” bile denebileceğinden yanadır. Eğer benzer bilinçsizlik devam ederse, bir gün İstanbul’a Konstantinapol denmesine de sebep olabileceğini işaret eder.
Makedonya Devlet Televizyonu’nun 8 eylül 2009 tarihli Türkçe programında Türkçe ‘nin Gostivar’da üçüncü resmi dil olarak kabul edilmesi haberine hiç sevinmediğini söyleyen İlhami Emin, sebebini şöyle açıklar: Dünyanın geniş bir coğrafyasının yaşama kültürünü zenginleştirip bu topraklarda beşinci yüzyıldan itibaren varlığını sürdürerek Balkanlara isim armağan eden biz Türkler, dilimizin, Makedonya’da en saygın bir dil kabul edilmesine sevinebiliriz, diye düşünüyorum. Giderek, herhalde, bunu Makedonya devleti tarafından resmen kabul edilmesini bekliyemeyiz. Aksine, Türk dilinin sadece (İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, Arapça, Çince, İspanyolca yanısıra) Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından dünya dilleri ailesine kabul edilme haberine sevinebilirim, çünkü Türkçem bunu çoktan hak etmiştir. Sonra da, “Sırf nüfus azlığından dolayı seçimlerde ve seçimlerden sonra özellikle, en aşağılayıcı bir hal yaşayan Türkçemin üçüncü derece bir dile düşürülmesine nasıl sevineyim? Nasıl?” diye de feveran eder.
İlhami Emin, Türkçenin hâkim olduğu bütün coğrafyaların yanında Türk dilinin tarihi gelişimine de ilgi duymuş biridir. Nitekim O, Makedonyalı Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’yi (Arap Emirlikleri ya da Anadolu Beylikleri misali olmaktan) kurtarırken, Yunus’un da Türkçemizi (örneğin, Türk asıllı Tacikler misali Farslılaşmaktan) kurtardığına inanır. Bunu bilir, bunu söyler.
Balkanların kültür çınarı İlhami Emin’in Türkçe ile ilgili görüşleri, ilgisi, hassasiyetleri elbette birkaç paragraf içerisinde ifade edilecek kadar sınırlı değildir. Ancak burada bu konuyla ilgili şu paragrafı aktararak bir neticeye bağlayabiliriz.
Üsküp Tefeyyüz okulunun 125.yılı kutlama töreninde, okul öğrenci ve öğretmenlerine adamış olduğu “Sevgi Gülü”  şiirini okuduktan sonra, yaptığı konuşmada, “Türkçe konuşan pek az kişi var Makedonya’da, diyen bilmelidir ki Türkçemiz bugün değilse er geç yarın sadece Makedonya’da değil tüm dünyada konuşulacaktır. Çünkü Atatürk kalbi taşıyan herkesin içinde dünyamızın her çocuğu için sevgi gülü vardır,” der.  İlhami Emin hep Türkçenin de, Türkün de geleceğinden umutludur. Nitekim aynı konuşmasında şu düşüncelere de yer verir: “Makedonya’da bir avuç Türk kaldınız diyen bilmelidir ki biz dünyanın her köşe bucağında varız ve ilelebet var olacağız. Siz Türkler Makedonya’da kuru bir dal haline düştünüz diyenler bilmelidir ki biz dünyanın dört bir yanında daima yeniden filiz açıp birer bengi çiçek olarak kalacağız.”

İlhami Emin’in yazı ve yayın hayatı çeşitliliğin yanında bir zenginlik de gösterir. Gazetecilik, radyo yayıncılığı yaparken şiir başta olmak üzere roman, tiyatro gibi türlerde de eserler kaleme almıştır. Yazın ve yayın hayatı çok renkli ve zengin olan İlhami Emin’in bu yönlerine ayrı ayrı işaret etmek gerekir.
İlhami Emin, ne kadar da “Bendeniz, ezberlemeden hoşlanmam. Kendi şiirlerimin hiçbirini ezberlemediğimin iki nedeni var. Bir, yazdıklarımın hiçbirini sevmem. İki, ezberlemekle özümü tekrarlarım diye korkuyorum. Oysa çocuklar ile yetişkinler için Türkçe ve Makedonca tahminen 500 şiirim var. Fazla da olabilir. Onları sayacak yerde yeni birini karalamayı yeğ bulurum” dese de, yazı hayatında şiiri hep öne çıkarmıştır. Kendisinin de çok önem verdiği önceliği hep şiir olmuştur. Yazı hayatına Makedonca kaleme aldığı şiirle başlamıştır. Babası da şiirler yazan, fakat yayınlamayan biridir. İlhami Emin, babasının söylediklerinden ilham alarak şiir yazmaya heveslenmiş. Bunun için tek ilham kaynağı ve şiir öğretmeni olarak hep babasını görmüştür. Onun için şiir yaşanmış bir olaya, her şiir bir sırra bağlıdır. O sırların bir yanı hep açıktır.
Şiir yazmaya başlayışı çocukluk yaşlarına rastlar. Şiirlerini Sırpça, sonra Bulgarca yazar ve bu şiir bir dergide yayınlanır. İlkokul 5.sınıftayken Makedonca Pioner gazetesi ‘Referat’ adındaki şiirini yayınlar. Daha sonra Rusça dâhil tüm Balkan dillerinde şiirleri yayınlanır. Görülen o ki farklı dillerde şiirleri yayınlanan İlhami Emin, aslında bunlardan kendisine fazla bir pay çıkarmaz. Bilinçaltında yatan sebebi ise hep Türkçe yazmak, Türkçe yayınlamak istemesidir. Bu arzusuna, ilk Türkçe şiirlerini, Makedonya Türk yazarlarının eserlerinin de yer aldığı ‘Yürü Aydınlığa’ ve ‘Sesler’ adlı kitap ve dergilerde yayınlayarak kavuşur.
 Bu türdeki çalışmalarından ‘Şarkı Söyleyen ve Ağlayan Hayat’ adındaki kitabı 1955 yılında, ‘Günlügeceli’ şiir kitabı da 1957 yılında Makedonca yayınlanır. Bu yıldan sonra Makedonca değil hep Türkçe yazmıştır. Aslında ilk Türkçe şiirleri, Makedonya dışında akrabası olan Şevket Rado’nun, Yaşar Nabi Nayır ile tanıştırmasından sonra 1956 yılında İstanbul’da Varlık yayınları tarafından ‘Seçmeler’ şiir kitabında yer alır. İlhami Emin’in ilk Türkçe şiir kitabı ‘Gülkılıç’ 1971 yılında İstanbul’da yayınlanır. Şair, bu kitabının kendisinin Türkiye’de tanınmasına vesile olduğunu söyler.
İlhami Emin’e “Gül Şairi” de denir. Nedeni, şiir dünyasındaki ‘gül’ imgesinin başköşede oturması, zengin anlamlar yüklenmesi ve aldığı yeni renklerdir. Şiirlerinde ‘gül’ motifini belirgin şekilde kullanan, hatta bazı eserlerine ‘Gülkılıç’, ‘Güldeste’ gibi isimler veren İlhami Emin bunun sebebini şu şekilde açıklar: “Gül kelimesi geniş kapsamlı bir kelimedir. Yalnız bilinen gül değil. Mesela, bizim Peygamberimizin teri gül kokarmış diye bir rivayet var… Osmanlı döneminde yaşayan şairler de sürekli eserlerinde gülü konu almışlardır. Hatta Divan edebiyatında gül ile bülbül çok işlenen bir aşk konusudur.”
O, şair olmak için, insanın almak için değil vermek için doğduğu gerçeğini esas almak gerektiğini vurgular. Ayrıca yardım ve karşılık beklemeden sevmeyi bu görüşe katabilen herkesin şair olabileceği görüşünü taşır. Şair yalnız kendini değil, insanlığa adanmış fikirlerle yazmaya başlarsa, bu niyetle kendini edebiyata adamışsa ancak o zaman insanlığa layık biri olarak yetişebilir anlayışını da taşır. Nitekim Balkanlarda Türk şiirinde söz sahibi olmuş olan Fahri Ali, İskender Muzbeg, Zeynel Beksaç, Enver Baki, Taner Güçlütürk, Leyla Şerif Emin gibi önemli şairlerin arasında daha çok tanınan isim İlhami Emin’dir. O, Üsküp’ün yeni şairler yetiştirmesini Yunus’a, giderek Yahya Kemal Beyatlı’ya, Yaşar Nabi’ye, Şevket Rado’ya, Şeyh Sadettin Efendi’lere, Şükrü Ramo’ya, Necati Zekeriya’ya ve diğer zengin Makedonya Türk şairler mirasına borçlu olduğunu düşünür, bu kültürel zenginlikten dolayı da gelecekten umudunu hiç kesmeyen biridir.

İlhami Emin, Yürüyen Duvar adındaki romanıyla da ses getirmiştir. Rifat Emin gibi bazı yazarlar bu roman hakkında yazılar kaleme almışlardır. Türkiye’de yayınlanmış olan bu romanda, yazara göre Makedonya’nın manevi değerlerinden alınmış gerçek kişiler yer almıştır. Türkçe yazılan bu esere ilgi gösteren ve sahip çıkanlar yazarın beklentileri dışında olanlar olmuştur. Bu durum da yazarı üzmüştür. Çünkü 34 yıl araştırma ve çalışma neticesinde emek verdiği bu kitabına sadece Manastır’da Makedonlar tarafından kurulan Atatürk’ü Anma Derneği ile Makedonya Yazarlar Birliği sahip çıkmış, tanıtımını da Makedonlar yapmıştır. Oysa Türkçe yazılmış olan bu kitapta Makedon Ortodoks Kilisesinin şoven çevrelerince Manastır’ın Osmanlı-Türk saat kulesine ve Üsküp’ün Vodno tepesine dikilen haçları kınayan sözler yer almasına rağmen yine de kitabın tanıtılmasına yer verilmiş. İlhami Emin, Yürüyen Duvar romanına hiçbir Türk derneği veya kurumunun ilgi göstermeyişine haklı olarak çok üzülmüş. Çünkü beklentisi bu yönde olmadığı için hayal kırıklığına uğramıştır. Dolayısıyla onun şair yüreği bu vefasızlığı, ilgisizliği unutamamıştır. Oysa bütün bunlara rağmen Yürüyen Duvar romanı Makedonya’da hatta Balkanlarda Türkçe çıkan ilk Yörük Romanı olarak tarihe geçmiştir.
İlhami Emin’in roman çalışmaları devam etmektedir. Bir söyleşide ifade ettiğine göre Ateş Kuşları adında Makedonca bir roman yazmaya başlamıştır. Bu roman, Makedonya’da Radoviş’ten Üsküp’e gelişinden Yugoslavya’nın parçalanmasına kadar olan dönemi anlatan otobiyografik bir eser olacakmış. Bunun dışında Yürüyen Duvar’ın ikinci bölümünü yazacağını da planlamaktadır. İlhami Emin Makedonya Türklerinin roman yazmaya pek meyilli görünmediği, gibi bir soruya karşılık; Bunu ilgisizlikten çok yazarların haylazlığı olarak görür. Aynı zamanda edebiyatın önemli bir türü olan Romanın yazılabilmesi için, halk deyimiyle, sandalyeyi iyice ısıtmak gerektiğini işaret eder. Çünkü diğer birçok araştırmacının da ifade ettiği gibi ona göre de roman, bir edebiyatın olgunluk sınavıdır.

İlhami Emin’in bir bütün olarak Kültür Çınarı sıfatını hakkıyla hak etmesinde onun tiyatroya yakın ilgisi, hatta tiyatroyla içli dışlı olmasının da payı vardır. Babasının siyaseti izle, siyasete girme öğüdünden dışarı çıkmamaya çalışan İlhami Emin Tek partili Tito rejiminde bile hep kültür-sanat siyaseti çerçevelerinde dolaşmıştır. Onun tiyatroya ilgisi sadece geçici bir arzu seviyesinde kalmamıştır. Türkiye dışında, Üsküp’te ilk profesyonel Türk tiyatrosunun kurulmasında da büyük emekler sarf etmiştir. Küçük büyük karşılaşmış olduğu engelleri kendi çabalarıyla aşmıştır. 1978-1982 yılları arasında beş yıl Üsküp Türk Tiyatrosunun müdürlüğünü yapmıştır. Tam anlamıyla bir kültür ve sanat sevdalısı olan İlhami Emin, Türkçe yayınlanan bazı yayın organlarının zamanla yayınlarını durdurmalarına üzülürken, Üsküp Türk Tiyatrosunun varlığını koruyabilmesine de çok sevinmiştir. Hatta Üsküp Türk Tiyatrosunun Türkiye dâhil birçok ülkede önemli ödüller alması, hakkında övgüyle söz edilmesi de İlhami Emin’i mutlu etmiştir. O, bu konuda umutlarını, beklentilerini ve önerilerini ifade etmekten çekinmemiş, görüşlerini şu şekilde sıralamıştır: “Tiyatromuzun başarılarından hareketle, bütün Balkan Türklerinin ve ayrıca Makedonya Türklerinin gururu sayılan Üsküp Türk tiyatrosu hiç tereddüt etmeden kendine yüksek bir yer almayı başardı. Yeni binasına gururla girmeyi bekleyen tiyatromuzun gelecekteki çehresi ve gelişme yolları tüm Türk dünyası profesyonel tiyatroları arasındaki özelliği üzerine şimdiden düşünmemizi gerekli hissediyorum. Yeni hayat koşulları, yeni Türk seyircisini kazanmak yolunda, sanırım seyircilerin düşüncesini de yoklamalıdır. Üsküp Türk Tiyatrosu, Makedonya, giderek Balkan ülkelerinde yaşayan Türklerin geçmişlerinden ilginç olay ve kişiler canlandırılmalı. Gençlerimiz Balkan Türklerinin kimi önemli olaylarını sahnede, kendi anadilinde görme ihtiyacını duyar, diye düşünüyorum.”
İlhami Emin, tiyatroya verdiği emeğin karşılığını Makedonya Cumhurbaşkanı George İvanov’un elinden aldığı özel “Devlet ödülü” yle de taçlandıran bir kültür ve sanat emektarı olarak karşımıza çıkar. Müdürlüğünü yaptığı tiyatro sanatçılarının çeşitli ödüllere layık görülmesi de onun gurur hanesinde yer almıştır. Ancak İlhami Emin, Üsküp Türk Tiyatrosu adına sadece bunlarla yetinmekle kalınmaması gerektiğini, ”Umarım, ana ülkemiz Türkiye ile Makedonya Türk işadamlarımız da herhalde, Makedonya Türk kültürünün bu sırada özellikle Türk Tiyatrosunun gelişmesini maddi ve manevi açıdan yüreklendireceklerdir” cümlelerinde dile getirmiş olmaktadır.
İlhami Emin’in tiyatro aşkı sadece idarecilik ve kurum yöneticiliği ile sınırlı olmamıştır hiçbir zaman. O başarılı tiyatro eserleri de vermiştir. “Yabancılar” tiyatro oyunu 1969’da, “Nasrettin” adlı eseri 1971 yılında Üsküp Halk Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir.
İlhami Emin, geçmişle şimdilerde içinde bulunduğu zamanı tiyatro açısından karşılaştırdığında bazı eleştirilerde bulunur. Ona göre Üsküp Türk tiyatrosu geçmişe nazaran daha az Türk ve Müslüman bir kimliğe bürünmüştür. Çünkü “dışa açılma” derken özünü yitirmiştir. O, bunun sebebini, başka ülkelerin sanatçılarının dışarı gittiklerinde öz sahne eserlerini tanıttıkları halde Üsküp Türk tiyatrosunun Makedon Türk yazarlarını küçümsemesine bağlamaktadır. O, “Bir Türk tiyatrosu, her şeyden önce Türkler için var olmalı” düşüncesini sloganlaştırırken, Makedonya Türk telif oyunlarının eksikliğinin çok önemli olduğunu da işaret eder. Bunun için de Makedonya Türk yazarlarının kültürel ve tarihi varlığı ile bağlantılı eserler kaleme alınıp, bunların sahnelenmesi gerekir. Ona göre tarih aynı zamanda sahneye konulacak oyunlarla hissettirilmelidir.
İlhami Emin, tiyatro meselesine yönelik bakış açısında, bir kültür adamı olarak diğer sanatların yanında edebiyatla da doğrudan ilişkisinin önemini açıklar. Bu konuda, “Tiyatromuz olmasaydı Makedonya Türk sahne (dram) edebiyatımız da yok olurdu. Bir telif oyun çünkü sahnelenmez olursa ölü doğmuş gibi kalır. Bir oyuna hayat, can veren sahnedir” düşüncesi içerisindedir.

Güzel Türkçemizdeki “on parmağında on marifet” tabiri tam da İlhami Emin’e ve onun gibilere söylenmiştir. Çünkü o şiir, roman, tiyatro ile yakından ilgilenmesinin ötesinde bu türlerle ilgili eserler vermesinin yanında gazetecilik, dergicilik ve radyo yayıncılığı konularında da büyük çabalar sergileyen Balkan Türklüğünün kültür çınarlarının önde gelenidir.
Belki de çocukluğunda gazete satması onun bilinçaltında gazeteciliğe yönelmesine de sebep olmuştur denebilir. İlhami Emin, gazetecilik hayatına Pinorski Vesnik gazetesiyle başlar. Askerlikten önce burada Makedonca, sonra da Türkçe yazar. Tefeyyüz İlköğretim okulunda Türkçe öğretmeni olarak çalışırken gönlünde yatan gazeteciliğe heves sarar. Bunun üzerine Birlik Gazetesine girer. Sonra Nova Makedonya gazetesine girer ve bu gazetede film ve tiyatro eleştirmenliği yapar, Kültür sayfasını hazırlar. 1965 yılında Birlik gazetesinin başına Fahri Kaya geçtiğinde o da tekrar bu gazetede yazmaya başlar. Onun ilkeli ve şahsiyetli bir gazeteci olduğunu, “maddiyata esir düşen gazeteci bağımsız gazeteci olamaz, bağımsız olmayan gazeteci kaliteli gazeteci olamaz, sözlerinden de anlamak mümkündür.
Her nerede kültür, sanat, yayın girişimleri varsa içinde veya başında İlhami Emin’i görmek mümkün. Nitekim ilk sayısı 1965 yılının Aralık ayında yayınlanan “SESLER Aylık Toplum Sanat Dergisi” nin yayın hayatına geçirilmesi için girişimde bulunan da İlhami Emin’dir. Bu derginin ilk yayın yönetmenliği de ona aittir. O, Sesler dergisinin sadece Makedonya’nın değil, Kosova genç kalemlerini de bir araya toplamasıyla kültür hayatında önemli bir yere sahip olmasında emeği geçmiş birisidir.
Radyoya geçinceye kadar Sesler dergisinde sorumlu yazar olarak kalan İlhami Emin, radyo yayıncılığında da başarısını ispatlamıştır. Üsküp Radyosu Türkçe Yayınlar Sorumlusu olarak 1973 yılına kadar bu görevini sürdürmüş. Türkçe radyo yayıncılığının ilerletilmesine de önemli katkılarda bulunmuştur.
İlhami Emin’in yayın konusundaki bu kadar gayret ve çabalarına rağmen o her zaman bir üzüntüyü de yaşamıştır. Türkçe yayınlanan gazetelerin, dergilerin yayın hayatlarını sonlandırmaları onun hayatında önemli izler bırakmıştır. Samimi bir kültür ve sanat adamından da beklenen elbette budur. Onun bu duygularını da ancak kültüre, sanata, edebiyata değer veren kişiler daha iyi anlayacaktır sanırım.
O, İlhami Emin olarak belirlediği ilkelerini hayatının bütün alanına yaymıştır. Mesela gazeteciliğinde de dürüstlük ilkesinden kesinlikle taviz vermeyen bir kimliğe sahiptir. Yazdıklarıyla öncelikli olarak maddi beklentiler içerisinde olmaktan ziyade manevi ve kalıcı eserler verme peşindedir. O insana bakışını, bir bakıma hayat felsefesini oluşturan şu cümlelerle açıklar: Sanırım insanların zamanı yanlış algıladıklarından dolayıdır böyle bir durum. Zaman değil insanlar değişiyor. Zaman aynı kalmıştır insanlar değişiyor. İnsanlar maddiyata önem veriyor ve maddiyatın esiri oluyorlar. İnsan artık insanlığından değil, maddi varlığından değerlendiriliyor. Arabası, villası, ne kadar parası vardır buna benzer. İnsan her şeyden önce insan olmalı. Maddi açıdan zengin değil de, iyi veya kötü insan değerlendirilmesi yapılmalı. Yani, iyilik yapan biri ve kötülük yapan biri olarak değerlendirilmeli insan. Sanırım bu gibi tavır olmadığından daha çok maddi zorlukların esiri oluyorlar. Gerçek insan ekmek tuzla dahi kendi insanlığını feda etmemeli, para için. Gönlü temiz olan insana önem veririm, alın teri ile zengin olan insanı takdir ederim.”
 İşte İlhami Emin, bu tür pırıl pırıl düşünceleriyle aydın ve aydınlık bir şahsiyet olduğunu da ortaya koymuş, samimi yürekli bir insandır. Onun kültür, sanat, yazın ve yayın hayatındaki bu yürüyüşü gelecek nesillere vermiş olduğu eserlerle, örnek kişiliği ile devam etmektedir.

3.
İlhami Emin’in kültür adamlığı sadece vermiş olduğu eserleriyle ve hizmetleriyle sınırlı kalmamıştır. O birçok devlet adamlarının yanında kültür ve edebiyat adamlarıyla da iletişim içerisinde bulunmuştur. Onların toplantılarında bulunmuş, fikir alışverişi içerisinde olmuştur.
Yugoslavya döneminde Tito’nun tercümanlığını da yapan İlhami Emin, Türkiye’den de Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Kenan Evren’e tercümanlık yapmış, onlarla da tanışmıştır.
Sanattan siyasete birçok insanla ya tercümanlık görevinin gereği veya kültür ve sanat adamı olmasından dolayı tanışmış, tanıştırılmıştır. Bunlardan bir kısmı ile yüz yüze karşılaşmış, toplantılarda bulunmuş, sohbetler etmiş, hatta yazıştıkları da olmuştur. İlhami Emin, http://yeniakinci.blogcu.com/  internet sitesindeki yazılarında ve oğlu Rifat Emin Sipahi’nin hazırlamış olduğu Balkanlar ve Türkler adıyla yayınlanan anılarında tanışmış olduğu kişilerden yeri geldikçe bahsetmiştir. Bazıları hayatta olmayan siyaset ve sanat adamları İlhami Emin’in biriktirdiği en önemli insan zenginliğidir. O, bu zenginliğinden, anılarıyla birlikte yeri geldikçe bahsetmiştir.
Çeşitli ülkelerin yanında Türkiye’den de kültür, sanat ve siyaset adamları ile yakın irtibatlar kurmuş olan biridir İlhami Emin. Kültürel kimliğinin zenginliğine kültür ve sanat adamlarını da katarak herkese nasip olmayan tarihi, evrensel bir kişilik olduğunu ortaya koymuştur.
Genellikle vefakârlık dosyası çok zengindir. Bir şair olmasının verdiği durumla da bağlı olarak denebilir ki onun insani duyarlılığı da çok fazladır.  Kendisiyle kültürel ve sosyal anlamda ilgilenenlerin hiç birisini unutmaz. Yeri geldiğinde ve fırsat bulduğunda bu kişilerden, bunlarla ilgili anılarından, konuşmalarında, eserlerinde sıkça bahseder. Fakat o aynı zamanda bütün ilişkilerinde hiçbir zaman ilke ve ülkülerinden, kendi deyimiyle Türklüğünden de taviz vermez. Bir kültür çınarı olarak kendisine yakışır tarzda gerekli cevapları vermekten, savunmasını yapmaktan da çekinmez.
İlhami Emin, ancak 1970lere doğru Türkiye’ye gelme fırsatı bulabildiğinden buradaki edebiyatçıları o zaman tanımaya başlamıştır. İlk defa, kendisinin de doğmuş olduğu yerden, yani Radoviş’li olan ama Türkiye’de yaşayan Şevket Rado ile tanışır. Sonra bunun vasıtasıyla Yaşar Nabi, Melih Cevdet Anday, Oktay Akbal, Aziz Nesin, Reşat Nuri Güntekin, gibi çağdaş Türk yazarlarıyla tanışır. Struga Şiir Akşamlarına hayatta olan bütün Türk şairlerini çağırır. Nitekim burada Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya Altın Çelenk ödülü verilir. Sonra Rauf Mutluay, Necati Cumali, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Halit Refiğ, Toktamış Ateş, Kemal Karpat,  İlber Ortaylı, Haydar Ergülen, İlhan Berk, Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner, Y. Bülent Bakiler gibi yazar, şair ve sanatçılarla tanışır. İlhami Emin, bu sıralanan zatlardan bazılarıyla ilgili ilginç anılarını Balkanlar ve Türkler ’de yazmış, böylelikle edebiyat tarihine de önemli kayıtlar düşmüştür.
4.
Yazımın buraya kadar olan bölümünde, yeri geldikçe Kültür Çınarının bazı eserleri anılmış veya onların bazılarına atıfta bulunulmuştur. Fakat derli toplu olarak eserlerden bahsedilmediği için bu eserlere kısaca işaret edilmekte de fayda vardır. Çünkü telif ve tercüme eserlere imza atmış biridir İlhami Emin. Makedonya ve başka ülkelerde yayınlanan antolojilerde de eserleriyle yer almıştır. Daha çok şiir olmak üzere hikâye, roman, deneme ve tiyatro türünde de eserler vermiştir. Eserleri 20 dile çevrilmiştir. 25’in üzerinde kitaba imza atan İlhami Emin’in önemli şiir kitapları arasında Taş Ötesi, Gülkılıç, Yörükçe, Güldeste, Gülçiçekhane, Güldin, Gülyol gelir. O, şiirlerinde hayatın ta kendisini, tarihi, doğayı ve aşkı işlemiştir.
Hakkında birden fazla inceleme ve tanıtım yazısı yazılan Yürüyen Duvar, birden fazla ödül alan romanının adıdır. Yazmış olduğu Fil, Yabancı,  Siyah Kalem (ortak), Yabancılar, Nasrettin gibi tiyatro eserleri sahnelenmiştir. İlhami Emin, Balkanların Kültür Çınarı olmaya layık olduğunu yapmış olduğu çevirilerle de ispatlamıştır. O, Makedon okuruna Nazım Hikmet’in şiirlerini, Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal’in romanlarını, Evliya Çelebi seyahatnamesinin Makedonya ile ilgili bölümlerini, Ahmet Yesevi, Yunus Emre ile Mevlana'dan seçme şiirlerini, ayrıca Fuat Köprülü’nün, ’Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu’ eserini de kazandırmıştır.
İlhami Emin’in eserleri dendiğinde, çevirilerini, yazmış olduğu gazete yazılarını, denemelerini, hatıralarını da unutmamak gerekir. Çünkü o bu türdeki yazdıklarıyla da Makedon Türk edebiyatına büyük katkılar sağlamış, unutulmazlar arasına girmiştir.

Marifet iltifata tabidir sözünün elbette bir gerçeklik payı vardır. Ancak İlhami Emin, marifetlerini yani eserlerini ortaya koyarken bir iltifatın peşinde olmamıştır. Onun yılmaz çabalarından anlaşılıyor ki amacı önce yaşamakta olduğu topraklarda sonra uluslararası düzeyde zengin Türk dili ve kültür varlığını eserleriyle duyurmak olmuştur. Ortaya koymuş olduğu eserler ve bu uğurda göstermiş olduğu çabalarının neticesinde ödüller de arkasından gelmiştir. Aslında O bu ödüllerden fazlasını bile hak eden bir şair, yazar, yönetmen, senarist, edebiyatçı, çevirmen ve kelimenin tam anlamıyla Balkan Türklüğünün bir Kültür Çınarıdır.
İlhami Emin’e, yurt içi ve yurt dışı çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından verilmiş olan ödüller listesi adına ve çabasına yakışır bir şekilde uzayıp gider. O, bu ödülleri sadece bir kültür ve edebiyat adamı olarak değil, aynı zamanda Balkanlarda Türk kültürüne yapmış olduğu hizmetlerinden dolayı da almıştır. Her bir ödülün önemi, aynı zamanda Balkan Türklüğünün asırlık çınarının adı ve çabalarıyla münasip olduğunu söylemek mümkün. Bu ödüllerin her birini fazlasıyla hak etmiş olduğunu törenlerde hakkında yapılan konuşmalardan, yazılan yazılardan anlıyoruz. Ayrıca İlhami Emin ile ilgili ulusal ve uluslararası birçok yayın organlarında yazılar yayınlanmış, şiirlerine de yer verilmiştir. Almış olduğu ödüllerden bazıları: Uluslararası Balkanlar Türk Kültürü Ödülü,  Uluslararası KIBATEK Edebiyat Ödülü,   En İyi Çeviri Ödülü,  Büyük Bayrak Ödülü,  Makedon Yazarlar Birliği Edebi Asa Ödülü, Makedonya’da bir Türk yazarına verilen en büyük edebiyat ödülü ‘Koço Ratsin’ Ödülü, ‘Altın Dedalus’ ödülü,  Türkçem Çocuk Dergisi Uluslararası Nitelikli ödülü, “Yürüyen Duvar” romanı ile Yılın romanı ödülü, Söz Şövalyesi ödülü, Uluslararası Degoned sivil toplum ödülleri sayılabilir.

İlhami Emin 87. Yaşını yaşamakta olduğu bu günlerde bile ne boş vermekte ne de boş durmaktadır. Hala bir ülkü ve ilke adamı olarak mutlu bir şekilde hayatını sürdürmektedir. Çünkü hayatında yaptıkları hiçbir şey için pişmanlık duymamış olan biridir. Düşündüğü gibi yaşamış ve yaşamakta. Sevdiği işleri yapmakta, babasının öğütlerine uyarak kendi kalbinin yönettiği yönde yürümekte. Bu yönde yeni eserler için çalışmaktadır. Hakkında bir belgesel de yapılmış olan İlhami Emin, Yeni akıncı adını verdiği blokta yazılarını yazmaya ve Üsküp’te yaşamaya devam etmektedir. Onun okuyuculardan, ilgililerden hep bir arzusu olmuştur. Bu isteğine biz de katılıyor ve onun şu sözleriyle yazımı noktalıyorum: “Balkanlar adıyla-şanıyla Türk ruhunu taşır derken, bu ruhu, yani ruhumuzu, yabancıların karanlık çıkarlarının ve çıkarcılarının ellerine teslim etmeyelim, ne olur…”

Not: Bu biyografi yazısını kaleme alırken kütüphanemde bulunan Balkanlarla ilgili yayınlarla birlikte, Rifat Emin Sipahi’nin hazırladığı “İlhami Emin’in Anıları Balkanlar ve Türkler” adındaki kitabından, onun “yeni akıncı” adındaki bloğundaki yazılarından ve N. Rana Gürel- Zeki Gürel’in hazırlamış olduğu “Gülkaya İlhami Emin Hayatı Sanatı Eserleri” adındaki eserlerden ve oğlumun yazarla yapmış olduğu söyleşiden faydalanılmıştır.