Ana Sayfa | Kitaplar | Şiirler | Hakkımdaki Yazılar | Yeni Yazılarım | Fotoğraflar | Röportajlar| Özgeçmişim | Okuduklarım

22.9.2017

 

 

 

Yeni ve Arşiv Yazıları için...››

 

 

Yeni yayınlanan ve yayınlanacak olan kitaplarım
 

 

Edebiyatın Gerçeği ve Hayatın Gerçeği


Her sosyal bilim, hatta bazı pozitif bilimlerde bile bazı konular tartışmaya, üzerinde konuşulmaya açıktır. Burada dile getirmeye çalışacağım konu da elbette tartışma dışında tutulamaz. Ancak bu yazı içerisinde “edebiyatın gerçeği” ve “hayatın gerçeği” konusuyla ilgili ifade ettiklerimin şahsi görüşüm olduğu da bilinmelidir. Amacım, bu işaret etmiş olduğum konunun ilgili, meraklı ve belki de yetkili şahıs veya kurumlarca tartışılarak edebiyata, Türk edebiyatına başka ne türlü kapılar aralanabilir olmasına da vesile olabilmektir.
Çoğu insanın sıkça dile getirdiği gibi, her insanın hayatı bir roman olarak ifade edilir. Ya da bazı insanlar böyle bir varsayım içerisinde bulunurlar. Oysa bu hususta önemli bir farklılığın ayırdına varmak gerekiyor. Çünkü her insanın hayatı, bizzat hayatın gerçeğidir. Hayatın gerçekleri somut olarak ifade edildiğinde veya yazıya geçirildiğinde görülen sınırlılığın dışına çıkamaz. Yani bir hayatın gerçekleri ne kadar ilginç, fevkalade, insanları hayrete düşürecek veya meraklandıracak olursa olsun bunlar tek başına edebiyatın gerçeği olamaz. Çünkü edebiyat sadece ilginç olayların kronolojisi olmadığı gibi, gözlenenleri, duyulanları duygulardan, düşüncelerden, insana has bütün duyarlılıklardan soyutlayarak dümdüz anlatım da değildir. Bir hayatın gerçeğini dümdüz, mekanik bir anlatım içerisinde verebilirsiniz. Ancak edebiyatın gerçeğinde bu anlatımı duygular, düşünceler, hissedişler, duyarlılıklar, belki bilinç ötesi varsayımlar gibi birçok soyut yaklaşımlarla zenginleştirmek ve desteklemek de gerekiyor.
Mesela toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren gazete haberi yazılarında doğruluk, tarafsızlık, açıklığın yanında bireysel yorumdan kaçınılması da istenir. Yani olay veya haber hayatın gerçeğinde somut ve sadece görünebilen yanlarıyla ifade edilir. Edebiyatın gerçeğinde görünenin yanında görünmeyenler, hissedilenler, belki gözlerdeki bakışların gerisindeki düşünceler, duygular, mutsuzluk, acı veya sevgi taşkınlığı en ince noktalarına kadar işlenir. Bir toplumda, bir olayda, bir insanda görülen bütün iniş ve çıkışlar, çelişkiler, başkaldırılar, her türlü arayışlar edebiyatın bahçesinde serpilirler veya cılız kalırlar. Bu durum edebiyat bahçesinin bahçıvanı olmayı başarabilen yazarların duyarlıklarına, kişiliklerine, kazandırdıkları güç ve yeteneklerine göre şekillenir, ürün verir. Bu ürünlerin bir kısmı hastalıklı, cılız, doğarken ölürken; bazıları da sağlıklı, kalıcı eserler olarak edebiyat gerçeğinde kendilerine yer edinebilirler.
Edebiyat, hayatın somut ve mekanik olarak ortaya koyduklarını kendi eleğinden geçirerek yeniden işlerken, kendi gerçeğini bir ürün olarak yine hayatın içine katar. Yani edebiyat eserleri olarak rolünü yerine getirmiş olur. Bir edebiyat eseri okunarak farkına varılır ve hayat kazanırken aynı zamanda hayatın gerçeklerine de dikkat çekilmiş olur. Fakat yine de edebiyatın gerçeği ile hayatın gerçeğinin farklılığını nitelikli okuyucular daha iyi anlar.
Yalnızca hayatın gerçeğini “edebiyat” diye sunanlar ancak kurmaca zanaatçılarıdır. Oysa hayatta edebiyat gerçeğini dile getirmeye çalışanlar, edebiyatın bütünü veya herhangi bir türü ile eser vermiş olan yazar ve şairlerdir. Yani hayatın gerçeğinde daha çok kurmaca zanaatçılar, edebiyat gerçeğinde edebiyat yazarlarıdır rol alanlar. Zanaat ve sanata yüklenen anlam farkı da burada dikkate alınmalıdır.
Sadece hayatın gerçeğini anlatanlar, yine sadece görünür olana tutkuyla bağlanır ve sınırını bu doğrultuda çizer. Edebiyat gerçeğinde görünür olanın arka planında, bazen bilinçaltında hissedileni, hayal edileni, duyumsananı, imgelemi hayatın gerçeğine katarak şiir, öykü, roman kimliği ile edebiyat eseri kimliğine sahip olması söz konusudur.
Hayatın gerçeğinde sadece geriden, dışarıdan görülenler, görüldüğü sanılanlar mekanik bir anlatıma büründürülür. Yani burada aslolan kabuktur. Özle ne ilgilenilir ne de merak edilir. Oysa edebiyatın gerçeğinde; hayatın gerçeğinde görülenlerin gerisinde veya altında, acılar, sevinçler, duygular, duyarlılıklar bizzat yazar tarafından duygudaşlık yapılarak, yani hissedilerek veya hissettirilmeye çalışılarak yapılan bir metin ortaya çıkar.
Bu açıklamalardan sonra kısaca edebiyatın gerçeği hayatın gerçeğini de kapsar, denebilir. Fakat sadece hayatın gerçeğini yazıya dökmekle, edebiyat türlerinden şiir, öykü, roman gibi bir eserin ortaya çıkmayacağının farkında olunması gerekir. Eğer bu önemli husus dikkate alınmazsa, maalesef edebiyat adına daha çok olaylar kronolojisinin yazımı edebiyat gerçeği ile hep karıştırılacaktır. Bunun sonucu da ne ulusal ne de uluslararası düzeyde edebiyat eserleri verilememesi neticesini doğuracaktır.