Ana Sayfa | Kitaplar | Şiirler | Hakkımdaki Yazılar | Yeni Yazılarım | Fotoğraflar | Röportajlar| Özgeçmişim | Okuduklarım

29.04.2017

 

 

 

Yeni ve Arşiv Yazıları için...››

 

 

Yeni yayınlanan ve yayınlanacak olan kitaplarım
 

Edebiyat ve Etkinlik
Sosyal çürümüşlüğün kokuları maalesef her alanda olduğu gibi edebiyat etkinlikleri, kültür ve edebiyat dergileri gibi yayınlarda, bunlara yönelik ödül ihdas etmede, ‘yalaka ve yağcı’ kalemleri parlatmada da kendini göstermektedir. Belki bir elin parmaklarını geçmeyecek olanların dışında Edebiyat adına yapılanlar ne “edebe” ne de “edibe” uygun olmamakla kalmıyor bu alandaki faaliyetlerde de gözlemlenebiliyor:
Mesela edebiyat etkinliği olarak çıkarılan birçok dergi öncelikli olarak kendisine cemaat, cemiyet, ideoloji gibi faktörlerle bir sınır çizmekte, ancak bu sınırlar içerisinde var oluşunu ifade etmeye, hedeflediklerine ulaşma çabası içerisinde kalmaktadır. Bunu yaparken sadece kendilerini onaylayan imzalara, kendilerini onaylayan düşüncelere yer vermekten ötesine geçmemekte, geçememektedirler. Sevginin, ilginin bağlılığı ‘bağımlılık’ durumuna dönüştüğünde özgür iradeli bir edebiyat ve kültür hayatından bahsetmek de pek mümkün olmuyor, olamıyor. Neticede ‘dergiler pazarı’ denebilecek ortamda bir avuç kendilerini kandıranların mutluluğundan öte bir gelişmeden de söz edilemiyor.
 Edebiyat adına açılan yarışmalar, verilen ödüller de bu anlayış çerçevesinde sürdürülüp gitmektedir.
Hemen hemen her yıl çeşitli dernek, kurum ve kuruluşlarca yapılan yarışmalara, verilen ödüllere bakınız. Bunların kaçı ya da kaçta kaçı Türk kültür ve edebiyatına, fikir hayatına hangi yenilik, orijinallik ve zenginliği sağlamıştır. Hiç değilse çok küçük bir oranı dünyada ne kadar ses getirebilmiştir? Hadi bu sorulardan, sorgulamalardan rahatsız olundu diyelim. Sorulara bulunacak gerçeklik yazarları, aydınları hiç mi rahatsız etmiyor? Sloganlardan, ideolojik örtülerden, eş-dost kayırmacılığından sıyrılmaya çalışarak Türkiye’de ödüller gerçeği edebiyat etkinliği içinde dupduru bir gözle değerlendirilmediği sürece herhangi bir katkı sağlayamayacağı gibi inandırıcılığı da giderek kaybolmaktadır.

Kendi at gözlüklerinin sınırları içerisinde kalan, bu sınırlılıklarını onaylayan, hatta megafonları olma rolüne soyunan imzalar ödüllendirilmeye devam edilmektedir. Bu tür edebiyat etkinlikleri asla ve kata ne özeleştiriyi ne de eleştiriyi kabul etme edebine ulaşamadıkları için bir türlü ne yerel düzeyde ne de uluslararası düzeyde edip çıkaramamaktadır. Dergileri kısa zamanda çöplükleri boylarken yazar adını verdikleri güç onayıcılar, hamaset avcıları, ideoloji bezirgânları da sessiz sedasız zaman çöplüğünde kaybolmaktadırlar. Çünkü edebiyat adına yapılmaya çalışılan bu yaklaşımlarda mesele edebiyatın kendisi olmaktan çok uzakta, birey ya da küçük bir grup bağnazlığının silik, sığ varlıklarını ispat etme gayretleri yatmaktadır. Sözün açıkçası “ben yazarım, ben ödüllü yazarım, ben yazarların başkanıyım, ben ünlüyüm” düşüncelerinin bilinçaltı ifadeleri bu sahte edebiyat faaliyetlerinde ortaya konulmaktadır. Özgür olmayan kalemlere güven duygusu kazandırmak için bu faaliyetlere ‘önemli’ damgası vurulmaktan da geri durulmuyor elbette. Adorno’nun da, “Sahte gerçekliğe öznel davranış olarak denk düşen şey sahte etkinliktir, kendi aralarında paslaşarak faaliyet gösteren ve kendini ne ölçüde kendi amacı haline getirdiğini itiraf etmeksizin, sadece kendi reklamını yapan etkinliktir” şeklinde ifade ettiği gibi bu oyunlarını devam ettirerek edebiyatçı sanılarıyla oyalanmaya devam etmektedirler. Ortada edebiyat yokken, şiir yokken, bazen yazar yokken edebiyat etkinliği düzenlemek, dergi çıkarmak, ödül vermek sahte bir gerçekliğe sahte etkinlik giydirmek değil de nedir?

Zoraki yazarlar yazmaktan, yandaş davetlere katılıp nutuk çekmekten bir türlü okumaya vakit bulamıyor (!) Adında ‘edebiyat, sanat’ olan bir derneğin başkanının bizzat şahsıma söylediği gibi yakın tarihlerde kendilerinin okumadan, incelemeden bir kitabı ödüle layık gördüklerini, fakat neticeden pişman olduklarını itiraf edebiliyor. Bu nasıl bir etik anlayış ki sonra da kalkıp bu tür ‘sahteliklere’ edebiyat etkinliği denerek programlar düzenliyor, davetler yapılıyor.

Edebiyatta ve edebiyat etkinliklerinin bütün alanlarında asıl sıkıntının ve aynı zamanda ihtiyacın ‘eleştiri’ ve objektif duyarlılığa sahip ‘eleştirmen’ eksikliğinin yanında, eleştiriyi kabullenen, eleştiriden faydalanma derinliğine ulaşan anlayışlar olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Özellikle ihtiyaç olarak işaret edilen bu üç faktör bütün edebiyat etkinliklerinin yanında yazarı, şairi ve verilecek ödülleri de sahtelikten uzaklaştırarak gerçekliğine kavuşturacaktır. İşte o zaman gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde yazarlarımız ve onların ürettiği eserlerden zevkle, samimi olarak bahsedebileceğiz.

 


 

 

 

 




15 Ağustos 2015'ten itibaren
Ziyaretçi Sayısı:

129249